16 Eylül 2008 Salı

BİZİM İÇİN YAZDILAR-2

ALTAN ÖZEN / YAŞAM ve KARİYER KOÇU

Kariyer Seçimleri ve “Elinin Hamuru” Meselesi



Çadırda oyun oynayan iki çocuktan biri der ki: “akşama ne pişirdin?”; diğeri de cevap verir: “bugün bir şey yapamadım, dışarıdan söyledim” ve çocukların annesi elinde dışarıdan söylenen siparişlerle (çukulatalarla) çıkagelir… bu diyalogda yer alan cümlelerin hangisinin erkek çocuğa hangisinin kız çocuğa ait olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek. Her ne kadar masum bir çukulata reklamı gibi gözükse de aslında geleceğin cinsiyet rollerinin de çok hızlı değişemeyeceğini gösteren bir anlayışın izlerini görmek mümkün bu oyunda.

Günümüz yaşantısına baktığımızda, kadın ve erkeğin eskiye oranla daha eşit algılandığı ve kadınların daha fazla iş hayatında yer aldığını görüyoruz. (halen eşit oranlara ulaşılmış olmadığının da altını çizmek gerekiyor.) Bununla birlikte dışarıda da çalışan kadınların evdeki rolleri bazı küçük değişikliklerle (artık kadınlar dışarıdan da yemek siparişi verebiliyorlar) eskisi gibi devam ediyor. Kadınlar artık eskisi gibi ince ince dolma sarmıyorlar, mantılar açmıyorlar, cam çerçeve silip, halı dövmüyorlar ama sonuçta mutfak ve temizlikle ilgili sorumlulukları ve de sonrasında annelik sorumlulukları devam ediyor. İş yaşantısının paylaşımı artmakla birlikte ev yaşantısı henüz pek de paylaşılamıyor… “Toplumsal Cinsiyet” kavramı altında görebileceğimiz etkenler bu rol dağılımını doğuruyor. Ve çoğu zaman bu rol dağılımı kadınlar açısından da fazla sorgulanmadan kabul edilmiş oluyor. Sonuç itibariyle bu toplumda büyüyen gençler annelerini mutfakta, babalarını da elinde gazeteyle televizyon karşısında görüyorlar çok büyük olasılıkla…
Meslek seçimi söz konusu olduğunda ise gelen yönlendirmelerde bu kadınlık ve erkeklik rollerinin etkisi büyük oluyor. O yüzden halen daha İnşaat Fakültesi mezunları arasında çok fazla kız öğrenciye rastlayamıyoruz. Yönetici sekreterlerinin neredeyse tamamı ise kadınlardan oluşuyor. Öğretmenler büyük ölçüde kadın olurken okul müdürlüğü erkekler tarafından icra ediliyor. Ülkedeki dağılımı anlayabilmek için gelmiş geçmiş tüm meclislere de bakmak yeterli olacaktır. Eve temizliğe gidenler, çocuk-hasta bakanlar, hemşireler, santral görevlileri kadın; postacılar, taksiciler, dolmuş şoförleri, tamirciler, simitçiler erkek. Bu dağılıma baktığımızda evdeki işbölümünün meslek seçimlerine yansıdığını söyleyebiliriz.

OKS ve ÖSS’ye hazırlanan gençlerle yaptığım koçluk görüşmelerinde fark ettiğim eğilimler de, toplumda geçerliliğini halen koruyan cinsiyet temelli bazı güçlü inançların altını çiziyor: (bu yazının konusu itibarıyla sadece cinsiyet temelli inançlar üzerinde duruyoruz)
• Erkek çocuklar seçecekleri meslekle ilgili olarak öncelikle PARA konusunu düşünmelidir. Sanata ya da herhangi başka bir uğraşa ilgileri varsa bu ilginin hemen üstü kapatılmalıdır. Öncelikle elinde onu ayakta tutacak doğru düzgün bir meslek olmalıdır…
• Kız çocukları iyi bir eğitim almalı ve meslek sahibi olmalıdır. Bu meslek gelecekteki annelik ve eşlik rolleriyle çatışmayacak bir meslek olursa daha hayırlıdır.
• Doktorluk, mühendislik (hemen her sektör), pazarlama (çok fazla dışarıda olmayı gerektirdiği için) gibi bazı meslekler aslında kız çocukları için pek uygun değildir. Onların sürekli seyahatte olmaları, gece mesailerine kalmaları ailenin sürekliliği ve düzeni açısından çok uygun olmayacaktır.

Bu inançlar öyle güçlü veriliyor ki veli çocuğunun kendisine karşı olduğunu ve hiçbir şekilde onu etkileyemediğini zannetse dahi çocuk aslında içten içe ailesiyle aynı inançlara saplanıp kalıyor. Ve bu inançlar nedeniyle en güçlü hayaller çöp sepetine atılıp heba ediliyor…

Oysaki farklı farklı örneklerle biliyoruz ki insanlar yeteneklerinin, ilgilerinin, motivasyonlarının olduğu alanlarda çalıştıklarında çok daha başarılı oluyorlar. İşte Türkiye’den iki örnek:
• Üstün Dökmen üniversite yıllarından üçüncü sınıfta kariyer değişikliği yapıp psikolojiye geçmeseydi ve fizik okumaya devam etseydi belki de bugün tanınan ve başarılı bir psikolog-eğitmen olmayacaktı…
• Fazıl Say’ın yeteneğini çok küçük yaşlarda annesi fark etmeseydi(Fazıl Say’ın annesi olmak kitabından) ve bu yeteneğin üzerinde türlü çalışmalar yapılmasaydı belki de bugün Fazıl Say diye birinden hiç haberdar olmayacaktık…

Bu örnekleri arttırmak mümkün tabii ki. Gerek Türkiye gerekse dünyadan başarı hikayelerine baktığımızda çıkan sonuç şu: tüm engellemelere ve önyargılara rağmen yüreğinin sesini dinleyenler ve onun yolunda gidenler başarılı ve de en önemlisi mutlu oluyorlar. Çünkü yine ve yine tekrar etmek istiyorum ki seçtiğimiz meslek bizim yaşam tarzımızı belirliyor. Nasıl bir yaşam tarzı istediğimizi ise; tutkularımız, ilgi alanlarımız, becerilerimiz, ve algılarımızın hangi konulara dönük olduğu belirliyor.
Henüz üniversite öğrencisi iken okul derslerine yardım ettiğim bir ortaokul öğrencisiyle aramda geçen konuşmayı hala hatırlıyorum. Makinalara büyük ilgisi olduğunu ve büyüdüğünde aslında makina mühendisi olmak istediğini söylerken annesinin bu isteğine kız çocuğu olduğu için sıcak bakmadığını anlatmıştı. Ve bu etkiyle o da kendi kendini ikna etmeye çalışıyordu. Daha sonraları karşılaştığım bir başka genç ise müziğe çok ilgili ve yetenekli olmasına rağmen erkek çocuk olduğu için öncelikli görevinin para kazandırıcı bir meslek seçmesi gerektiğine ikna edilmişti. Ve müzikle ilgili hedeflerini emeklilik sonrasına ertelemişti.
Bu ve benzeri konuşmalara o kadar çok şahit oldum ki artık yetişkin olup işini gücünü eline almış, para da kazanan ama yüzünden mutsuzluk akan ve sürekli pazartesi sendromları yaşayan kişilerle karşılaştığımda hiç şaşırmıyorum…

Altan Özen
aozen@egitisim.com.tr


Sevdiğin bir işi meslek edinirsen, hayatında bir gün dahi çalışmış olmazsın.” Konfiçyus

Devamını okuyun...>>
BİZİM İÇİN YAZDILAR-1

ALTAN ÖZEN / YAŞAM ve KARİYER KOÇU


Kariyer Nerede Başlar? Nerede Biter?

İkinci soruyla başlayalım: kariyer nerede biter? Cevap: “emekli olunca”. Bu cevabı verdikten sonra gözümün önüne, yüksek lisans yaparken tez çalışmalarımız hakkında görüşmek için bizi evine davet eden seksenli yaşlardaki hocamız geliverdi. Kim bilir kaçıncı emekliliğini yaşıyordu kendisi ve toplumun genel beklentisi artık köşesine çekilmesi olduğu halde o yıllardır mesleğini aşkla yapmaya devam ediyordu ve kariyerinde hep yeni sayfalar açıyordu. Akademik alanda çalışanlarda sanırım genelde durum böyle. Bir de neredeyse sahnedeyken yaşama veda eden tiyatrocular, sanatçılar var. Yazarlık kariyeri de insanın akıl sağlığını koruduğu sürece devam ettirdiği mesleklerden bir diğeri ve daha niceleri...
Emeklilere yönelik hazırladığımız “ikinci bahar” projesi ile, farklı kişilere emekli olduktan sonra yeni bir kariyere başlayabilmeleri için “kariyer koçluğu” yapmayı hedeflemiştik. Böylece gönüllerinde yatan aslanı geç de olsa keşfetmiş ve hayallerine doğru yol almış olacaklardı. Biz bu projeyi farklı nedenlerden gerçekleştiremedik fakat bu konuyla ilgili görüştüğüm emeklilerden birisinin şu sözleri hala aklımda: “emekli adam ne yapar ki? Ya emlakçı dükkanı açar ya da lotocu olur…” bazıları emeklilik sonrası kariyerine böyle bakarken bazıları da içlerindeki girişimciyi emekli olduktan sonra hayata geçiriyorlar ve çok tutan işler yapıyorlar, bazıları kitaplar yazmaya ve o zamana değin edindikleri bilgi ve tecrübeyi kendilerinden sonra gelenlere aktarmaya başlıyorlar… Bazıları ise daha sakin, huzurlu bahçe işleriyle torunlarla uğraşılan bir yeni yaşamı benimsiyorlar… Sonuçta bazılarının kariyeri emeklilikle birlikte bitiyor, bazılarının ise değişerek ya da farklılaşıp gelişerek devam ediyor.

Şimdi gelelim birinci soruya: kariyer nerede başlar? Bu sorunun da ilk akla gelen cevabı okuldan (bitirdiğimiz en son okul) mezun olduğumuz günden itibaren şeklindedir herhalde. Ama şu andaki deneyimimle ve gözlemlediklerimle söyleyebilirim ki kariyerimizi asıl belirleyen okuldan mezun olduktan sonra yapacaklarımız ve gösterdiğimiz gayret değil daha mezun olmadan önce yaptıklarımızdır. Bunu da belirleyen düşünce sistemimiz, bakış açımız, kendimizi ve yeteneklerimizi tanıma becerimiz, aldığımız destekler, kurduğumuz bağlantılar, okul arkadaşlarımızla sürdürdüğümüz ilişkiler, hocalarımızla kurduğumuz iletişimin kalitesi ve hatta ailemizle ilişki kurma tarzımız… en başta gelen de sanırım kişinin kendini iyi tanıması derken bu kendini iyi tanımayı biraz açacak olursak: hayattan beklentilerinin farkında olması, yeteneklerinin-ilgi alanlarının-isteklerinin-güçlü yanlarının ne olduğunu bilmesi, kendine ve hayata olumlu bakabilmesi ve enerjisini doğru yerlere aktarabilmesi, geleceğinden ve hayata atılmaktan korkmaması, kendisini sınırlayıcı düşüncelere sahip olmaması, sabır ve özgüvene sahip olması, bittiğini düşündüğü yerden tekrar başlayabilme gücünü kendinde bulabilmesi…

Tüm bu önemli unsurların yanı sıra mutlu ve başarılı bir kariyerin püf noktası çocukluğumuzda gizli. Hepimizin doğal olarak eğilimli ve yetenekli olduğu alanlar var. Ve biz daha çok küçük yaşlardan itibaren bu alanlarla ilgili ‘açık’lar veriyoruz. Dikkatli ebeveynler bunların farkına varıp bu alanları besleyebiliyorlar. “Fazıl Say’ın annesi olmak” kitabında yazarımız yeteneğin keşfini ve nasıl desteklenebileceğini çok detaylı bir şekilde anlatıyor. İşte bu küçükken tüyosunu verdiğimiz alanlarla ilgili işlerde, yetişkin olduktan sonra çalışma şansını yakalarsak daha mutlu ve başarılı kişiler oluyoruz. Bu söylediğimi test etmek istiyorsanız hemen kendinize dönüp bir bakın, çocukken en keyif aldığınız uğraşlar nelerdi ve şu an yaptığınız iş alanında bunları ne ölçüde kullanıyorsunuz ve mesleğiniz ne kadar sizi yansıtıyor? Ne kadar mutlu ve huzurlu gidiyorsunuz her gün işinize? Eğer çocukluk döneminde söylediğiniz, ilginizin olduğu bir mesleği (aynısını olmasa bile ilişkili olanı) seçebilmişseniz yukarıdaki sorularıma olumlu cevaplar veriyorsunuz demektir. Eğer mesleğinizin sizi yansıtmadığını ve mutsuz ettiğini düşünüyorsanız da hemen küçük bir tavsiye: çocukluğunuzdan kalma bir ilgi alanınıza yönelik en azından bir hobi seçin kendinize. Hayatınıza ne kadar büyük bir değer kattığını şaşırarak göreceksiniz.
Seçtiğimiz meslek, yaptığımız iş bizimle ilgili bir imaj oluşturuyor ve yaşam tarzımızı belirliyor. Herhangi bir mesleğin erbabı olduğumuzda artık öyle yaşamaya, bakmaya, düşünmeye, davranmaya, hassasiyetler geliştirmeye başlıyoruz. Eğer kendimizi yansıtan bir meslek seçebildiysek hayattan daha çok tatmin sağlama ve mutlu olma şansımız da artıyor, yaratıcılığımızı daha çok kullanıp işimizde en iyiler arasına girme oranımız da.
O halde cevaplarımızı değiştirelim: aslında kariyerlerimiz çocukluktan başlıyor ve akıl ve vücut sağlığımızı koruduğumuz sürece de devam ediyor.


Altan Özen
aozen@egitisim.com.tr



Devamını okuyun...>>